Tulu Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kılınç; Kütahya’dan dünyaya uzanan üretim hikâyesini, Horeca sektörü için özel geliştirilen koleksiyonların ardındaki tasarım anlayışını, antibakteriyel ve dayanıklı porselen teknolojilerini anlattı.
Tulu Porselen’in kuruluş hikâyesi, sektördeki konumu ve bugün geldiği noktayı nasıl tanımlarsınız? Ayrıca şirket yönetimine kadar uzanan profesyonel yolculuğunuzdan da bahsedebilir misiniz?
Tulu Porselen’in temelleri, toprağın ateşle olan binlerce yıllık dansına duyduğumuz tutkuyla atıldı. Markamızın adı olan “Tulu”, güneşin doğuşu anlamına gelir. Bizim için bu isim sadece bir kelime değil; her sabah yeniden doğan bir enerjiyi, aydınlığı ve üretimdeki sürekliliğimizi temsil eden bir felsefedir. 1995 yılından bu yana çini ve seramik sektöründe edindiğimiz derin tecrübeyi, porselenin zarafetiyle birleştirerek bugün Kütahya’nın ve Türkiye’nin gurur kaynaklarından biri haline geldik.
Kendi profesyonel yolculuğuma gelecek olursak; ben bu sektörün mutfağında, yani bizzat üretimin kalbinde yetişmiş biriyim. Fabrika sahasındaki tozu solumadan, bir porselenin hamurundaki emeği hissetmeden bu denli büyük bir yapıyı yönetmenin mümkün olmadığına inanıyorum. 2020 yılında kurduğumuz modern porselen tesislerimizle bu yolculuğu yeni bir boyuta taşıdık. Bugün 50 bin metrekarelik kapalı alanımızda, yaklaşık 850 kişilik dev bir kadroyla ayda 5 milyon adet ürün üretiyoruz. Geldiğimiz noktada sadece ürün değil, Türkiye için katma değer üreten, sektöründe dijital dönüşümü tamamlamış global bir oyuncu konumundayız.
Tulu Porselen, Horeca sektörü için özel koleksiyonlarıyla öne çıkan bir marka. Bu alanda ürünlerinizi ayrıştıran tasarım ve kalite anlayışınızı anlatabilir misiniz?
Horeca sektörü, hata kabul etmeyen, dayanıklılığın ve estetiğin aynı anda zirvede olması gereken bir alan. Biz Tulu Porselen olarak, profesyonel mutfakların sadece birer çözüm ortağı değil, aynı zamanda onların vizyoner tasarım partneriyiz. Bizi rakiplerimizden ayıran en önemli özellik, geleneksel zanaatkârlığı en ileri dijital teknolojiyle harmanlamamızdır.
Üretim süreçlerimizde kullandığımız dijital baskı teknolojileri ve özel kristal sırlar sayesinde, porselen yüzeyinde doğanın tüm renklerini ve dokularını kusursuzca işleyebiliyoruz. Çeşitli fuarlarda sergilediğimiz gibi, Horeca grubumuza eklediğimiz yeni modellerde gerçek altın file uygulamaları ve sezonun trend moda renklerini kullandık. Ancak asıl devrim niteliğindeki yeniliğimiz, ürünlerimize kazandırdığımız “antibakteriyel” özelliktir. ISO 22196 standartlarına göre sertifikalandırdığımız bu teknoloji ile porselen yüzeylerde 7/24 kalıcı antimikrobiyal aktivite sağlıyoruz. Bu, özellikle hijyenin kritik olduğu Horeca sektöründe bizi rakipsiz kılan bir kalite unsurudur.
Şeflerimiz hazırladıkları sanat eserlerini sunarken, biz de onlara hem estetik hem de sağlık açısından en güvenli zemini sunuyoruz.

Porselen üretiminde dayanıklılık, estetik ve fonksiyonelliğin aynı anda sağlanması büyük önem taşıyor. Tulu Porselen’in Ar-Ge süreçlerinde profesyonel şeflerden veya sektör uzmanlarından yardım alıyor musunuz?
Ar-Ge ve inovasyon, Tulu Porselen’in DNA’sında yer alıyor. Bir ürünün sadece güzel görünmesi bizim için yeterli değil; o ürünün profesyonel bir mutfağın ağır şartlarına, binlerce kez yıkanmaya ve hızlı servis temposuna dayanması gerekiyor. Bu dengeyi kurmak için sürekli bir “açık inovasyon” modeliyle çalışıyoruz.
Ürün geliştirme aşamalarımızda profesyonel şeflerle sıkı bir dirsek teması içerisindeyiz. Bir tabağın kenar açısının şefin sos dökme tekniğine etkisi veya tabağın ağırlığının servis personelinin ergonomisine katkısı gibi detayları bizzat sahadan gelen geri bildirimlerle şekillendiriyoruz. Ar-Ge merkezimizdeki mühendislerimiz, şeflerin hayallerindeki sunumları teknik olarak mümkün kılmak için gece gündüz çalışıyor. Örneğin, son geliştirdiğimiz “darbeye dayanıklı kenar” teknolojisi ve çizilmelere karşı dirençli sır yapımız, tamamen profesyonel kullanıcıların ihtiyaçlarından doğmuştur. Biz şeflerimize boş bir tuval sunuyoruz; o tuvalin ne kadar dayanıklı ve işlevsel olacağı bizim, üzerine yapılacak sanat ise onların uzmanlık alanıdır.
Koleksiyonlarınızda “İstanbul”, “Helsinki”, “Nil” gibi şehir ve yer isimlerini görüyoruz. Bu adlandırmalarla tasarım ve pazarlama açısından ne tür mesajlar vermek istiyorsunuz?
Porselen, aslında kültürel bir taşıyıcıdır. İsimlendirmelerimizde kullandığımız şehirler, o koleksiyonun ruhunu, dokusunu ve hikâyesini simgeliyor. Örneğin “İstanbul” serisi, bu şehrin kadim kültürünü ve karmaşık zarafetini temsil ederken; “Helsinki” serimiz Kuzey’in o yalın, minimalist ve duru çizgisini sofralara taşıyor.
Pazarlama stratejimizde bu isimler üzerinden kullanıcıyla duygusal bir bağ kurmayı hedefliyoruz. Bir otel veya restoran kendi konseptine uygun bir “şehir ruhunu” sofrasında yaşatabilsin istiyoruz. Ayrıca bu adlandırmalar, Tulu Porselen’in global vizyonunun da bir yansımasıdır. Biz Kütahya’dan yola çıkıyoruz ama İstanbul’dan Helsinki’ye, Nil’den Orta Asya’ya kadar her coğrafyaya hitap eden bir tasarım diline sahibiz. Bu sayede dünya genelindeki kullanıcılarımıza, markamızın sadece bir üretici değil, aynı zamanda küresel trendleri belirleyen bir tasarım evi olduğu mesajını veriyoruz.
2026’ya yaklaşırken hem şirket özelinde hem de sektör açısından nasıl bir yıl olacağını öngörüyorsunuz?
2026 yılı, bizim için “küresel büyümenin ve teknolojik liderliğin pekişeceği” bir yıl olacak. Tulu Porselen olarak bugün üretimimizin yüzde 90’ından fazlasını yerli hammadde ve kaynaklarla gerçekleştiriyoruz. Bu durum bize hem maliyet hem de sürdürülebilirlik açısından büyük bir rekabet avantajı sağlıyor.
2026’da Avrupa, Orta Asya, Afrika ve Orta Doğu pazarlarındaki payımızı daha da artırarak Türk porselenini dünyanın dört bir yanındaki sofraların vazgeçilmezi yapmayı hedefliyoruz.
Sektörel bazda ise çevre dostu üretim ve sürdürülebilirlik artık bir seçenek değil, zorunluluk haline gelecek. Biz bu konuda hazırlıklıyız; tesislerimizde enerji verimliliği ve geri dönüşüm üzerine büyük yatırımlar yaptık. Türkiye, porselen üretiminde dünyanın sayılı merkezlerinden biri haline geldi ve biz bu bayrağı en ön sırada taşımaya kararlıyız. Tulu Porselen olarak, “Dünya için üretirken Türkiye için çalışma” misyonumuzla, ekonomimize katma değer yaratmaya, ihracat hedeflerimizi büyütmeye ve her sabah güneşin doğuşuyla birlikte yeni hayalleri porselene işlemeye devam edeceğiz.
Ülkemizin üretim gücüne ve insanımızın emeğine güveniyoruz; 2026 bizim için başarıların katlanarak artacağı bir yıl olacaktır.

